Ailede Sessizleşen Çocuklar, Sessizleşen Yetişkinler
Ailede kabul edilmenin şartlı olduğu yerlerde kişi şu inancı geliştirir: “Olduğum gibi olursam sevilmem.” Bu noktadan sonra kabul edilme isteği sağlıklı bir ihtiyaç olmaktan çıkar, benliği törpüleyen bir mekanizmaya dönüşür.
Birçok insan kendini bugün “silik” hissediyor.
Sesini yükseltmek istemiyor, rahatsızlığını dile getirmiyor, sınır koymaktan kaçınıyor.Bu durum çoğu zaman yetişkin hayatın bir sonucu sanılıyor. Değil.Bu hikâye genellikle ailede başlıyor.
Ailede sessizlik nasıl öğretilir?
Bazı evlerde bağırmak vardır.Bazılarında ise daha tehlikeli bir şey: sessizce yok sayma.
Çocukken;
-
“Abartma”
-
“Bunu şimdi konuşmayalım”
-
“Sorun çıkarma”
-
“Babanı/annenı üzme”
cümleleriyle büyüyen biri şunu öğrenir:
Duygum ilişkiyi tehdit ediyor.
Ve çocuk, ilişkiyi kaybetmemek için kendini geri çeker.Bu geri çekilme zamanla bir kişilik özelliği gibi görünür ama aslında bir uyum stratejisidir.
Ailede sınır koymanın bedeli varsa…
Bazı ailelerde sınır koymak, saygısızlıkla eş tutulur.“Hayır” demek nankörlük,itiraz etmek vefasızlık sayılır.Böyle bir ortamda büyüyen kişi şunu öğrenir:Sevilmek için susmalıyım.
Yetişkin olduğunda da:
-
Eşine karşı susar
-
İş yerinde yükü alır
-
Arkadaş grubunda idare eder
Sonra bir gün fark eder ki:Herkesin hayatında var ama kendi hayatında yok.
Kabul edilme ihtiyacı ne zaman benliği siler?
Ailede kabul edilmenin şartlı olduğu yerlerde kişi şu inancı geliştirir:“Olduğum gibi olursam sevilmem.”Bu noktadan sonra kabul edilme isteği sağlıklı bir ihtiyaç olmaktan çıkar,benliği törpüleyen bir mekanizmaya dönüşür.
Kişi artık şunu sormaz:
“Ben ne hissediyorum?”
Şunu sorar:
“Bunu söylersem beni severler mi?”
İşte silikleşme tam burada başlar.
Neden bu kadar geç fark ediliyor?
Çünkü bu insanlar problem çıkarmaz.Uyumludur, fedakârdır, düşüncelidir.Toplum bu insanları över.Aileler “ne kadar olgun” der.Ama kimse şunu sormaz:
Bu insanın kendine ait bir alanı kaldı mı?
Silikleşme dramatik değildir.Sessizdir.Bu yüzden geç fark edilir.
Bugün sosyal medyada “kendini kaybetmek”, “silikleşmek”, “sınır koyamamak” konuşuluyorsa, bu sadece bireysel bir farkındalık dalgası değil.Bu, ailede öğrenilmiş suskunlukların yetişkin hayatta çatlamasıdır.Herkes bağırmayı öğrenmek zorunda değil.Ama herkes var olmayı öğrenmek zorunda.
Klinik Psikolog
Asuman Ozturk Aydin
@lovedultd.danismanlik
Tepkiniz Nedir?

