Andrea
Bu yaşayan efsaneyi bence dinleyin. Onun başladığı yerden başlayın işe “Con te Partiro” iyi edecek sizi. Körelen hisleriniz canlanacak ve mutlu olacaksınız. Sonra devamını isteyecek ve bu engelsiz adama saygı duyacaksınız.
Müzik doğruca ruha seslenir,
Ruh da kendisini ancak müzik yardımıyla en iyi şekilde anlatabilir.
WOLFGANG VAN GOETHE
ANDREA
Tökezlemesi mutlak görünen tüm engellerinin üstüne üstüne giden cesur ve korkusuz bir insan... Olmayana değil, olana odaklı sürdürülmüş başarılı bir hayat. Akdeniz güneşinin ısıttığı küçük bir köy, bu köyde yaşadığı çocukluk hatıralarını ömür boyunca sıcak tutan yaşlanmayan bir delikanlı… Hayata yenik başlamasının ona sağladığı güçlü motivasyonu doğru yere yönlendirebilmiş çalışkan bir adam. Müziğin kanıtlanmış gücüyle kendini ve ona hayran milyonları düşünmeye, içimizde gizlenmiş ruhlarımızı kendine getirmeye muktedir bir usta. Andrea…
Koyduğu hedeflere gözü kapalı saldırmasının sebebi, açgözlü bir başarı hırsı değildir. Yaşayabilmenin, nefes alabilmenin, atabildiği her adımın büyüklüğüne inanmışlıktır onun rehberi. O, inançla yürünen bu serüvene tutsaktır. Sahip olduğu enerji bulutu, üzerinde dolaştığı tüm kasvetli gölgeleri dağıtır yok eder. Kendini olduğu gibi kabullenen, ancak karanlığı tümüyle reddeden iç dünyasında sayısız renklerin efendisi olmayı başarmış birisidir. İçinde yaşattığı sonsuz dinamizmi aktarırken enteresan biri haline gelir sahnede. Büyüleyiciyidir. Seyircilerinin önüne çıkarken kendinden emin adımlarla yürür. Sahnede her şeyi gözü kapalı halledebileceğine şüphesi yoktur. Ağır ağır alır yerini. Mikrofonun hemen gerisinde durur. Başını yerden kaldırır. On binlerce gözün her birine ışığını gönderir. Bir an gülümser. Saygıyla selamlar seyircisini. O andan itibaren ona saygı duyanları sihrine inandırmaya başlar Andrea…
Her bir sinir ucuna ayrı ayrı vuran müzik notalarını ustaca kullanır onun sesi. İçten gelen bu kor gibi sıcak ses, insana insan olduğunu, bakış açısının mekanik değil estetik olması gerektiğini hatırlatır. Onu dinlemeye gelenlerin, bu dahi isme duydukları saygıyı ve artan hayranlıklarını ifade edebilmelerinin yegâne yolu, her şarkısının bitiminde onu ayakta alkışlamaktır.
Gözüne kestirdiği her zorlu köşeyi ustaca dönmesini bilip, yoluna devam etmiştir. Klasik müziğin, operanın ve popüler müziğin kulvarlarında ustaca ilerlemiştir. Yorumladığı her farklı tarza kendi disiplinini katabilmiş, her şarkıya kendi imzasını atmıştır. Tarif edilemez bir bağlayıcılığı vardır. Sesine bağlanırsın görünmeyen bir bağla. Sana görünmeyen bu bağ, onun için apaçık ortadadır. Her seyircisine ayrı ayrı dokunabilir. Duygu yüklü sesi, şarkılarının sözlerinden daha hızlıdır. Sesindeki iksir darmadağın eder herkesi. Tüm bilindik duyguları, derinlerden gelen tınısıyla örter. Sarıp sarmalanan sözler, kesinlikle sana dokunur; temas eder. Onu dinleyen kocaman bedenleri oturduğu yerde ezer geçer. Yıkılırsın. Bazen İspanyolca, bazen İngilizce, ara ara Fransızca söyler şarkılarını. Ana diliyle söylerse daha hızlı yıkılırsın. İtalyanca aşk başkadır dersin içten içe. İnceldiği yerden asla kopmayan seviyeli sesi ile incelerin en tizine, en derinlere iner. Onun teli değil de seninkiler kopar. Sen farkına varmadan, sesindeki sihirle akort eder seni. Tam opera demek böyle bir şeymiş derken… yanıldığını, etkisinde kaldığın ışığın Andrea’nın sesinde gizli olduğunu fark edersin.
Sana başka bir dünyanın haberini veren şarkılarıyla çok ama çok değerli olduğunu hissedersin. Doğrudan senin görmezden geldiğin ruhuna seslenir. Yapamadıklarını yapman, söyleyemediklerini söylemen için heveslendirir seni. Aşktan beslendiğini hatırlatır; çocukluğuna, gençliğine götürür, denizlere dalar, bulutlara çıkar ve boşlukta asılı kalırsın en sonunda. Senin başka bir hayata göz atman için, şarkısı boyunca ayarlarınla oynar. Gözü kapalı yapar bu işi. Sen de onun gibi gözlerini kapatır, içindeki insana kulak verirsin. Seyircisine hâkim olmak için sahneyi adım adım arşınlamasına gerek kalmadan, bulunduğu yerden dinleyicisini avucunun içine alır; müziğinin tutsağı yapar. En kalabalık orkestraları sesiyle, sessizliğiyle idare eder. Sahnede yaptığı, tek kelimeyle şovdur; ama bu şov kesinlikle notaların sayesinde gerçekleşir. Kulaktan kalbe giden tıkalı menfezlerin, his dünyasına ait sesler duyabilmek için ardına kadar açıldığı bu şovun sahibi Andrea’dır. Onun görkemli sahnesinde, kendinle baş başa kalırsın.
Yaşamın ve sonsuz mutlulukların önünde belirmiş engellerin aslında zihnin ürettiği mazeretler olduğunun ispatı gibidir Andrea’nın öyküsü. Andrea Bocelli, glokom hastalığı ve ardından geçirdiği bir kaza sonrası küçük yaşta tüm görme yetisini kaybetmiş olsa da hayata asla karamsar bakmamıştır. Kendini siyaha mahkum etmemiştir. Gözlerinin kaybını kazanca çevirirken, en büyük desteği yetiştiği sıcak aile ortamı ve ailesinin küçük Andrea’yı zamanında keşfederek müziğe teşvik etmesidir. Bu ilaç hem ona, hem de şarkılarının müptelası olmuş sevenlerine çok iyi gelmiştir. Müzik sayesinde alkışlanmış ve sevildiğini hissettiği alkışların himayesinde özgüveni yüksek, başarılı bir sanatçı ortaya çıkmıştır. Genç yaşta piyano, saksafon, flüt ve gitar çalmayı öğrenmiş ve ardından sesindeki büyü keşfedilmiştir. Göremediği bir dünyada tüm odaklanmasını müziğe yönlendirmiş; gözleri kapalıyken de yapabileceklerini insanlığın görmesini sağlamıştır. Dünyanın en iyi üç tenor sesinden birisi olarak kabul edilen sanatçının sahip olduğu haklı şöhrette, insanın isterse her engeli alaşağı edebileceğini apaçık sergilemesinin de payı büyüktür.
Ray Charles, Joaquin Rodrigo, Aşık Veysel ve Steiwe Wonder gibi, karanlığın adını anmamış ve hayatın ışık saçan notalarına sıkı sıkı sarılmıştır. Sahip olduklarının kıymetini bilmeyen şikâyetçi kötümserler için ders niteliğindeki yolculuğu, her adımıyla örnek alınmalıdır. Sahip olduğu üstünlüğü fark etmek, Bocelli’yi hayalini gördüğü fevkalade büyük bir başarıya ulaştırmıştır. Dünyanın en çok satan albümleri listesinde zirvede bir isim olmak için, göremeyen gözlerin kesinlikle engel teşkil etmediğini kanıtlayan azmiyle hepimize ilham kaynağı olmuştur. İtalyan sanatçı Andrea Bocelli, renksizliğin sessiz ve soğuk dünyasını, müziğin mucizesiyle, rengârenk bir sahneye çevirmiştir.
Bu yaşayan efsaneyi bence dinleyin. Onun başladığı yerden başlayın işe “Con te Partiro” iyi edecek sizi. Körelen hisleriniz canlanacak ve mutlu olacaksınız. Sonra devamını isteyecek ve bu engelsiz adama saygı duyacaksınız.
Tepkiniz Nedir?

