"BEN HASTALIGIM " DEMEK
Son zamanlarda bir kaç cümleyi çok sık duyuyorum: “Ben kaygılıyım.” “Ben depresif biriyim.” “Ben takıntılı bir karakterim.” Dikkat ederseniz burada bir şey oluyor. Kişi yaşadığı durumu anlatmıyor; onunla kendini tanımlıyor.
Son zamanlarda danışanlardan sıkca duyduğum cümleler var: “Ben kaygılıyım.” “Ben depresif biriyim.” “Ben takıntılı bir karakterim.” ''Ben kontrol etmeliyim ''. Burada önemli bir fark var; kişi yaşadığı durumu anlatmıyor, onunla kendini tanımlıyor. Oysa bir şeyi yaşamak başka, onunla kimlik kurmak başka. Fransız psikanalist Jacques Lacan, insanın sandığı kadar “kendi” olmadığını söyler. Kullandığımız kelimeler, aslında bizi şekillendirir. Bir süre sonra “kaygı yaşıyorum” demek yerine “Ben kaygılıyım” deriz ve işte bu küçük fark, büyük bir dönüşümü başlatır. Yaşadığımız bir şey geçebilir, ama kimliğe dönüşen bir şey kalıcı hale gelir.
Bir danışanı ele alalım. Sürekli “ben zaten böyleyim” diyor. Soruyorum: “Nasıl böylesin?” Cevap genellikle bir etiket: kaygılı, yetersiz, travmatik, kırılgan. Oysa etiket, hikâyenin kendisi değildir; sadece bir parçasıdır. Bu durum aileye de ortaya çıkabilir. Çocuklukta bazen bir rol “üzerimize yapıştırılır”: sessiz olan, sorumluluk alan, öfkesini saklayan ya da herkesi memnun eden. Zamanla kişi, sanki bu rolü kendisi seçmiş gibi davranmaya başlar. “Ben sessizim, öyleyim.” “Ben her şeyi üstleniyorum.” Oysa bu rol, bilinçdışı olarak kabul edilmiş bir pozisyondur. Kişi onu benimser, ama aslında ailesinin ve çevrenin biçtiği bir roldür. Bazen de geçmiste yaşanmiş bir olay sonrasinda kişiler , orada yaşadıkları durumu ve duyguyu benimserler ve onu zırh gibi üzerlerinde taşırlar . Tıpkı semptomlar gibi, bu rol de kimliğin bir parçası haline geldiğinde değişmesi zorlaşır.
Sosyal medyada da bu durum açıkça görülüyor. Instagram’da, TikTok’ta “Ben kaygılıyım ” hesapları var. Video, paylaşım, reels… İnsanlar deneyimlerini görünür kılmak istiyor. Ama görünürlük bazen, yaşadıklarını sabitleyen bir kimliğe dönüşüyor. Kaygı, depresyon, travma veya ailede üstlenilen rol; artık sadece bir etiket değil, kimliğin bir parçası haline geliyor. Belki sorun hastalıkların artması değil; sorun, yaşadıklarımızı ve bize biçilen rolleri kimliğimizin merkezine yerleştirmemizdir. İyileşme, “Ben buyum” demekten vazgeçip, “Ben bunu yaşıyorum” diyebildiğimiz yerde başlar.
Ve son olarak sormak gerekiyor: Peki sen, yaşadıkların ve üstlendiğin rollerle kendini tanımlıyor musun, yoksa onları sadece yaşıyor musun?
Klinik Psikolog
Asuman OZTURK AYDIN
Tepkiniz Nedir?

