BİRİNİN OLMASINI BEKLERKEN
İnsan bazen gerçekten bağlantısızdır ve bundan dolayı acı çeker. Bazen de kalabalıktan uzaklaşmaya, düşünmeye, dinlenmeye ve kendi alanına ihtiyaç duyar. Birincisi karşılanmamış bir aidiyet ihtiyacına işaret edebilir; ikincisi ise kişinin kendi seçtiği bir yalnızlık olabilir.
Bazen insan bir yere gitmek için birini bekler. Kahve içmek için, sinemaya gitmek için, akşam yemeği yemek için, hatta bazen yalnızca evden çıkmak için.“Tek başıma ne yapacağım?” diye düşünür.Oysa çoğu zaman mesele gerçekten yanında birinin olup olmaması değildir. Mesele, insanın kendisini tek başına nasıl hissettiğidir.
İnsan başkalarına ihtiyaç duyar. Bunu inkâr etmek, insan doğasının önemli bir tarafını görmezden gelmek olur. Baumeister ve Leary’nin aidiyet ihtiyacı üzerine geliştirdikleri yaklaşım da tam olarak buraya işaret eder. İnsan, başka insanlarla anlamlı ve süreklilik taşıyan ilişkiler kurmaya yönelik güçlü bir ihtiyaç taşır. Görülmek, önemsenmek, kabul edilmek ve bir ilişkinin parçası olmak ister.Fakat burada gözden kaçan küçük ama önemli bir ayrım vardır.
İnsanın ilişkiye ihtiyaç duyması ile yalnız kalamaması aynı şey değildir.
Bir insanın çevresinde çok sayıda insan bulunabilir ve yine de kendisini ait hissetmeyebilir. Her gün konuştuğu insanlar olabilir ama gerçekten anlatabileceği kimse olmayabilir. Sosyal hayatı oldukça hareketli olabilir ama kendisiyle baş başa kaldığında huzursuz olabilir.Çünkü aidiyet, insan sayısıyla ölçülen bir şey değildir.Belki de bu yüzden günümüz insanının yalnızlıkla ilişkisi biraz tuhaflaştı.Sessizlik oluştuğunda hemen telefonumuza bakıyoruz. Boş bir akşamı dolduracak birini arıyoruz. Bir yere tek başımıza gitmek yerine plan yapıyoruz. Bazen gerçekten bir arkadaşımızı görmek istediğimiz için değil, yalnız kalmak istemediğimiz için birilerini arıyoruz.Burada kendimize sormamız gereken soru şu olabilir:
“Ben şu anda birini mi özlüyorum, yoksa yalnız kalmaktan mı kaçıyorum?”
İkisi birbirinden oldukça farklı.Birini özlemek, ilişkiye yönelmenin doğal bir biçimi olabilir. Fakat yalnız kalamamak, insanın kendi varlığıyla kurduğu ilişki hakkında başka bir şey söylüyor olabilir.Üstelik yalnızlık da tek başına açıklayıcı bir kavram değil.İnsan bazen gerçekten bağlantısızdır ve bundan dolayı acı çeker. Bazen de kalabalıktan uzaklaşmaya, düşünmeye, dinlenmeye ve kendi alanına ihtiyaç duyar. Birincisi karşılanmamış bir aidiyet ihtiyacına işaret edebilir; ikincisi ise kişinin kendi seçtiği bir yalnızlık olabilir.Bu ayrımı yapamadığımızda, hayatımızdaki her boşluğu bir insanla doldurmaya başlayabiliriz.
Boş zamanımıza bir arkadaş.Sessizliğimize bir telefon görüşmesi.Yalnız akşamımıza bir buluşma.Sıkıntımıza sürekli bir meşguliyet.Böylece yalnız kalmamış oluruz belki. Ama kendimizle karşılaşma fırsatını da sürekli ertelemiş oluruz.
Burada amaç insanlardan uzaklaşmak değil.Aksine, insanlarla kurduğumuz ilişkilerin değerini küçümsemeden, onların hayatımızdaki yerini yeniden düşünmek.Çünkü sağlıklı aidiyet, insanın kendisini yalnızca başkalarının yanında var hissedebilmesi değildir.Bir ilişki içinde olmak kadar, o ilişkinin olmadığı bir anda da kendi varlığını sürdürebilmektir.Belki de bu nedenle bazen bir kafede tek başına oturmak yalnızlıkla ilgili değildir.Önündeki kahveyi içip etrafa bakarken, kimseye bir şey anlatmak zorunda olmadan birkaç dakika durabilmekle ilgilidir.
Ve belki asıl soru şudur:
Hayatımda biri olmadığında kendimi eksik mi hissediyorum, yoksa sadece birinin varlığına alıştığım için mi onun yokluğunu eksiklik sanıyorum?
Bu sorunun cevabı, insanın ilişkileri hakkında düşündüğünden çok daha fazlasını anlatabilir.Çünkü insanın ait olmaya ihtiyacı vardır.Ama belki de olgunluk, kime ait olduğumuzu bulmaktan önce, kimse yanımızda değilken kim olduğumuzu kaybetmemeyi öğrenmektir.
Klinik Psikolog
Asuman Öztürk AYDIN
@lovedultd.danismanlik
Tepkiniz Nedir?

