İLİŞKİNİN İÇİNDE KİM OLUYORUM ?

Bazen insan bir ilişkiye girerken kendisini kaybetmez. Yavaş yavaş başka birine dönüşür. Önce küçük şeyler değişir. Eskiden sevdiği şeyleri daha az yapmaya başlar. Fikirlerini söylerken karşısındakinin ne düşüneceğini hesaplar. Gitmek istediği yerlere değil, birlikte gidilmesi gereken yerlere gitmeye başlar. Kendi arkadaşlarından uzaklaşır.

Eylül 4, 2026 - 13:57
Ağustos 29, 2026 - 17:05
 0  12
İLİŞKİNİN İÇİNDE KİM OLUYORUM ?

Bir ilişkinin bize iyi gelip gelmediğini anlamak için genellikle kendimize basit bir soru sorarız: “Bu kişiyle birlikteyken mutlu muyum?” Belki de yanlış yerden başlıyoruz.

Çünkü bir ilişki bize iyi hissettirebilir. Bizi heyecanlandırabilir, yalnızlığımızı azaltabilir, değerli olduğumuzu hissettirebilir. Bir başkasının bizi istemesi, seçmesi ve hayatında önemli bir yere koyması oldukça güçlü bir deneyimdir. Fakat bütün bunların arasında daha sessiz bir soru vardır: “Bu ilişkinin içinde ben kim oluyorum?”

Bazen insan bir ilişkiye girerken kendisini kaybetmez. Yavaş yavaş başka birine dönüşür. Önce küçük şeyler değişir. Eskiden sevdiği şeyleri daha az yapmaya başlar. Fikirlerini söylerken karşısındakinin ne düşüneceğini hesaplar. Gitmek istediği yerlere değil, birlikte gidilmesi gereken yerlere gitmeye başlar. Kendi arkadaşlarından uzaklaşır. Kendi kararlarını daha fazla açıklama ihtiyacı hisseder. Bir süre sonra davranışları değişmiştir; daha sonra arzuları ve belki en sonunda kendisi hakkında anlattığı hikâye.

Burada René Girard’ın “mimetik arzu” olarak adlandırdığı düşünce ilginç bir kapı açar. Girard’a göre arzumuz her zaman yalnızca nesnenin kendisinden doğmaz. Başkalarının neyi arzuladığını görür, onların arzularından etkilenir ve bazen neyi istememiz gerektiğini de onlardan öğreniriz. Başka bir deyişle, insan yalnızca davranışları değil, arzuları da taklit edebilir.

Bu düşünceyi romantik ilişkilere taşıdığımızda rahatsız edici bir soru ortaya çıkar: Bazen sevdiğimiz kişiyi mi seviyoruz, yoksa onun sevdiği kişiye dönüşmeyi mi arzuluyoruz?

Partnerimizin bizi nasıl görmek istediği, zamanla bizim kendimizi nasıl görmek istediğimizi etkileyebilir. Onun beğendiği şeyleri beğenmeye başlayabiliriz. Onun önem verdiği şeyleri daha önemli bulabiliriz. Onun hayran olduğu insanlara hayran olabiliriz. Onun gözünde değerli olan özelliklerimizi büyütüp, değerli bulmadığı taraflarımızı sessizce küçültebiliriz. Bütün bunlar çoğu zaman açık bir zorlamayla gerçekleşmez. Zaten yakın ilişkilerin doğasında birbirimizden etkilenmek vardır. Yakın olduğumuz insanların dünyası bizim dünyamıza girer; onlardan öğrenir, değişir ve bazen onların bakış açılarını benimseriz.

Sorun değişmek değildir. Sorun, değişirken kendimizden ne kadar uzaklaştığımızdır.

Öz-Belirleme Kuramı’nın önemli kavramlarından biri olan özerklik tam da burada anlam kazanır. Özerklik, kimseye ihtiyaç duymamak ya da ilişkilerden bağımsız yaşamak değildir. Kişinin kendi davranışlarını kendi iradesiyle seçtiğini ve hayatında bir özne olarak kaldığını hissedebilmesidir. Araştırmalar, özerklik, yeterlik ve ilişkisel bağlanma gibi temel psikolojik ihtiyaçların karşılanmasının iyi oluş ve ilişki işleyişiyle bağlantılı olduğunu göstermektedir.

Bu nedenle sağlıklı bir ilişki, bizi hiç değiştirmeyen ilişki değildir. İyi ilişkiler bizi değiştirir. Fakat bu değişimin yönü önemlidir. Bir ilişkinin içinde daha cesur, daha meraklı, daha üretken ve daha kendimiz gibi hissedebiliriz. Ya da giderek daha dikkatli, daha onay arayan, daha sessiz ve daha az kendimiz olabiliriz. İki durumda da ilişki bizi değiştirmiştir; fakat yalnızca birinde kendimize biraz daha yaklaşmışızdır.

Belki de bu nedenle bir ilişkinin kalitesini yalnızca “Beni mutlu ediyor mu?” sorusuyla değerlendirmek yeterli değildir. Bazen insan kendisini çok mutlu hissettiği bir ilişkinin içinde yavaş yavaş kendisinden uzaklaşabilir. Çünkü ait olmak güçlü bir ihtiyaçtır ve bazen ait olma arzusu, farklı olma hakkımızdan daha güçlü hale gelebilir.

İşte o noktada insanın kendisine sorması gereken soru biraz değişir. “Beni seviyor mu?” kadar, “Beni severken bana kendim olabileceğim bir alan bırakıyor mu?” sorusu da önemlidir. Belki daha zor olanı ise şudur: “Bu ilişkinin içinde olduğum kişi, gerçekten olmak istediğim kişi mi?”

Çünkü bazen mesele kötü bir ilişkinin içinde olmak değildir. Bazen mesele, iyi hissettiren bir ilişkinin içinde yavaş yavaş kendimiz olmayan birine dönüşmektir.

Klinik Psikolog

Asuman ÖZTÜRK AYDIN

www.lovedu.co.uk

@lovedultd.danismanlik

İlgilenenler için

Bu yazıda ele alınan aidiyet ihtiyacı ve psikolojik özerklik kavramları için:

Baumeister, R. F., & Leary, M. R. (1995). The Need to Belong: Desire for Interpersonal Attachments as a Fundamental Human Motivation. Psychological Bulletin, 117(3), 497–529.

Ryan, R. M., & Deci, E. L. (2000). Self-Determination Theory and the Facilitation of Intrinsic Motivation, Social Development, and Well-Being. American Psychologist, 55(1), 68–78.

Deci, E. L., & Ryan, R. M. (2000). The “What” and “Why” of Goal Pursuits: Human Needs and the Self-Determination of Behavior. Psychological Inquiry, 11(4), 227–268.

Mimetik arzu kavramının kuramsal arka planı için:

Girard, R. (1961). Mensonge romantique et vérité romanesque. Paris: Grasset.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Asuman ozturk aydin “Her insan, kendi içinde çözülmeyi bekleyen bir hikâyedir.” Bu yaklaşımla, klinik psikolog olarak 2006 yılından bu yana psikoterapi alanında aktif olarak çalışıyorum. 2014 yılında Üsküdar Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji yüksek lisansımı tamamladım. Yetişkin bireylerle yürüttüğüm bireysel terapi süreçlerinde; duygusal dayanıklılık, benlik gelişimi ve yaşam doyumu gibi alanlara odaklanıyorum. Özel gereksinimli bireyler ve aileleriyle edindiğim deneyim ise çok yönlü bir terapötik bakış açısı geliştirmeme katkı sağladı. Psikolojik sağlamlık, içgörü ve dönüşüm süreçlerini bilimsel temellere dayalı, etik ilkelere bağlı ve bütüncül bir yaklaşımla desteklemeye devam ediyorum.