İstenmeyen Adam: Kemal Kılıçdaroğlu
Kemal Kılıçdaroğlu neden “istenmeyen adam” ilan edildi? 5’li çete, olası yargı süreçleri, Jeremy Corbyn ve Labour benzetmesiyle Türkiye’de muhalefet ve sistem eleştirisi.
İstenmemesinin bir sürü sebebi var deniyor. Diploması sahte olabilir, madenleri satmış, 1,5 milyon mühürsüz pusulayı seçime katmış olabilir, fabrikaları kapatmış, salatalığın 200 liraya çıkmasına sebep olmuş olabilir. Mafya ile işbirliği, uyuşturucunun yayılması mı esas sebep? Peki gerçekten neden istenmiyor? Herkes biliyor ki “seçimlerde hile yapılmadı, Norveç’ten daha demokratik bir ülkeyiz” söylemi resmî anlatı haline getirilmiş durumda. Buna rağmen 13 kere seçim kaybettiği için mi sevilmiyor? Hayır, mesele aslında bu kadar yüzeysel değil.
Kılıçdaroğlu’nun asıl tehlikeli görülen yanı, “5’li çeteden hesap soracağım” demesi. Hesap nasıl sorulacak? Normal mahkemelerle mi, yoksa İstiklal Mahkemeleri benzeri siyasal yargı süreçleriyle mi? İstiklal mahkemeleri tarzı olağanüstü mekanizmalar devreye girerse bu isimlerin yargılanmasının ötesinde, bazıları için idam dâhil ağır cezalar ihtimal dahilinde. Bu sadece iktidara yakın müteahhitler için değil, bürokrasinin derinliklerine uzanabilecek bir hesaplaşma anlamına geliyor.
Üstelik 5’le kalır mı? Mesela, ünlü bir iş insanı devlet bankasından milyar dolara yakın para çekti, büyük işler yaptı ama parayı geri ödemedi. Bu kişi de yargılanır mı? Büyük ihtimalle evet. Ya Melih Gökçek? Evet, o da listeye rahatlıkla eklenebilir. Peki Melih Gökçek’ten villa hediye aldıkları iddia edilen hâkimler yargılanır mı? Liste nereye kadar uzanacak? Muhtardan generale, bürokrattan iş insanına kadar herkes yargılanacak mı? Kimlerin asılacağı, kimlerin mal varlığına el konulacağı belirsiz olduğu için, sistemin tüm bileşenleri diken üstündeydi.
Kılıçdaroğlu hem dış güçlerin hem de iç güçlerin hedefi hâline geldi. Sistemi baştan sona değiştirmek, sermaye‑iktidar‑yargı dengesini bozmak istiyordu. İngiltere’de Labour Partisi’nin eski lideri Jeremy Corbyn de benzer bir çizgiyi savunuyordu. Büyükyatırım fonları ve bankalar devreye girip rakip kanatlara finansal destek oldular, medya topyekûn saldırdı, parti içinden arkadan bıçaklandı ve bugün sıradan, “tehlikesiz” bir milletvekili konumuna düşürüldü. Radikal değişim vaat eden her liderde aynı refleks devreye giriyor: sistem kendini savunuyor.
Kılıçdaroğlu’nu diyelim ki herkes haklı bularak siyaseten gömdük. Peki asıl soru şu: AKP yerine yeni bir parti, mesela CHP ve Özgür Özel iktidara gelirse 5’li Çeteden gerçekten hesap soracak mı? Sormazsa hiçbir ciddi değişiklik yapamaz. Sistem sadece yeni yüzlerle, aynı kurallarla işlemeye devam ediyor. Bu durumda değişen sadece afişlerdeki lider fotoğrafları olur, imtiyazlı sınıflar yerinde kalır.
Özgür Özel hırslı biri. Rüşvet verildiğini gözleriyle gördüğünü söyleyen CHP’liler var. Bence başa gelsin, halk da kandırılmışlar mı, haklılar mı bunu çıplak şekilde görsün. Ama Kılıçdaroğlu, 20 senedir muhalefette olmanın verdiği ağırlığı ve dosya birikimini taşıyordu; tam da bu yüzden istenmeyen adam ilan edildi. Stalin gibi sert ve tasfiyeci bir çizgiye dalsaydı, parti zaten dünden bölünmeye razı bir yapıdaydı. Mevcut dengede hem sistemle kavga edip hem partiyi ayakta tutmak, neredeyse imkânsız bir denge oyunu hâline geldi.
Labour Partisi iktidara geldi ama ortaya çıkan tablo, “satılmış, şirket temsilcilerinin yönettiği bir parti” görüntüsü oldu. Ben bizzat milletvekilleriyle bir araya geldim. Yanıma oturan Labour Parti temsilcisi, “solu bitirdik” dedi. “Kuzey'de halk aç” dedim. “Kuzeydeki tüm şehirleri toplasan, Londra kadar para getirmiyor; ne varsa Londra’da var, küresel sermayeyi küstüremeyiz” diye cevap verdi. Yani emek, yoksulluk, bölgesel eşitsizlik gibi başlıklar retorikte kalsa da, pratikte finans piyasalarının çizdiği sınırların dışına çıkmayan bir merkez sol inşa edilmiş durumda.
En azından ne bok olduklarını görmüş olduk. Buna rağmen Özgür Özel hâlâ dönüp Labour Partisi’nden ilham ve destek almaya çalışıyor. Bu da aslında CHP’nin hangi yola savrulacağını gösteren ipuçları taşıyor: radikal kopuştan çok, sisteme uyumlu bir “yeni merkez sol” arayışı.
CHP için “eskiden müteahhitlerin partisiydi” derler. Baykal döneminde bugünkü Labour Partisi’nden pek farkı yoktu. Erdoğan’ın siyasete girmesine ve vekil olmasına yeşil ışığı da Baykal verdi. Yani CHP, tarihsel olarak sistemi restore eden ama kökten dönüştürmeyen bir rol oynamaya alışkın. Bugün geldiğimiz noktada, parti eski ayarlarına dönmüş gibi görünüyor: vitrin değişmiş, ama sermaye‑devlet dengesiyle gerçek anlamda kavga etmeye cesaret edecek bir lider profili hâlâ istenmeyen adam. Adı da bugün: Kemal Kılıçdaroğlu.
1993 yılında Middlesex Üniversitesi'nde siyasal bilimler okurken hocam benden Machiavelli'nin Prens'ini analiz etmemi istedi. Yazdığım yazıda adamın bir yalaka olduğunu, krala "nasıl daha uzun süre başta kalırsın" diye öğüt verdiğini anlattım. Hocam benimle yarım saat geçirerek şunu söyledi: "Bugünkü kafanla yazıyorsun, dönemi değerlendirmedin. O çağda demokrasi yoktu, kral istediğini asıp kesebiliyordu. Machiavelli o koşullarda en azından bir kalite standardı, bir erdem çıtası koymaya çalışıyordu." Haklıydı.
Kılıçdaroğlu meselesine de aynı gözle bakmak gerekiyor. Rakip maç sırasında hakem değiştirebiliyor, senin takımından oyuncu transfer edebiliyor, kurallar anlık rewrite ediliyor ve tüm bunlar olurken sen "neden kazanamıyorsun?" diye soruyorsun. Herkesi tek çatı altında toplamaya çalışsa eleştirildi, Muharrem İnce'yi aday ilan etmese eleştirildi, ettikten sonra yine eleştirildi, Ekmeleddin yerine solcu biri koysa zaten kaybederdi ve o da eleştirilirdi. Yani her seçenek bir tuzak, her hamle bir hata malzemesi hâline getirilen bir sistemde kaybetmek kişisel bir başarısızlık değil, yapısal bir sonuçtur.
İmamoğlu seçim kazanabilir miydi? Evet. Nerede şimdi? Hapiste. Demek ki mesele yeterince iyi olmak değil. Sistemin müsaade ettiği kadar başarılı olabiliyorsunuz. Kural tanımayan bir maçta kurallar çerçevesinde oynayan tarafı eleştirmek kolaydır ama dürüst değildir. Asıl soru şu olmalı: Maçı bu hale getiren kim? Suçlu sadece muhalefet midir, yoksa hakem, saha ve kuralları aynı anda elinde tutan taraf da hesap vermeli midir? O noktada insanlar susuyor çünkü oto sansür araya giriyor. Hükümeti eleştirenler tutuklanıyor, ama Kılıçdaroğlu'na küfür serbest. Yiğidi öldürelim ama hakkını verelim. 5'li çete ve haramilerinden hesap sorulmadan sistem değişmez.
Tepkiniz Nedir?

