Sürekli Dedikodu Yapan İnsanlar Aslında Ne Anlatıyor?
Dedikodu, günlük hayatımızın içinde sıkça karşılaştığımız bir iletişim biçimidir. Peki bazı insanlar neden sürekli başkalarının hayatlarını konuşma ihtiyacı hisseder? Bu yazı, dedikodunun arkasındaki psikolojik ihtiyaçları, insanın kendisiyle ve çevresiyle kurduğu ilişki üzerinden ele alıyor.
İnsan konuşan bir varlıktır. Bazen kendi hayatını anlatır, bazen başkalarının hayatlarını konuşur. Bir arkadaş ortamında, iş yerinde ya da aile içinde bir başkasının davranışı üzerine yapılan kısa bir sohbet çoğumuzun hayatının doğal bir parçasıdır. Çünkü insan yalnızca bilgi paylaşmaz; aynı zamanda bağ kurar, anlam arar ve çevresindeki sosyal dünyayı anlamaya çalışır.
Bu nedenle psikoloji açısından her dedikodu sağlıksız bir davranış olarak görülmez. Bazen bir grubun ortak değerlerini anlamaya, kimin güvenilir olduğunu fark etmeye ya da sosyal bağları güçlendirmeye yardımcı olabilir. Asıl dikkat edilmesi gereken nokta, bir insanın neden sürekli başkalarının hayatı hakkında konuşmaya ihtiyaç duyduğudur.
Çünkü bazı insanlar için dedikodu, konuşulan kişiden çok konuşan kişinin iç dünyasıyla ilgilidir.
Bazen insan kendi hayatındaki boşluklarla yüzleşmek yerine başkalarının hayatlarına yönelir. Başkasının hatalarını, ilişkilerini ya da başarısızlıklarını konuşmak kısa süreliğine kişinin kendi sorunlarından uzaklaşmasını sağlayabilir. Bir başkasının eksikleriyle ilgilenmek, kendi eksikliklerimizle karşılaşmaktan daha kolay gelebilir.
Psikolojide sosyal karşılaştırma kavramı tam da burada önem kazanır. İnsan kendisini değerlendirirken çoğu zaman başkalarıyla kıyaslama yapar. Ancak bazı durumlarda bu kıyaslama sağlıklı bir gelişim aracı olmaktan çıkar ve kişinin kendisini iyi hissetmek için başkasını küçültmesine dönüşür.
"Ben ondan daha iyiyim" hissi kısa süreli bir rahatlama sağlayabilir. Fakat kişinin değeri sürekli olarak başkalarının hataları üzerinden kuruluyorsa, bu oldukça kırılgan bir özgüvene işaret eder. Çünkü kendisini değerli hissetmek için her zaman eleştirilecek başka birini bulmak gerekir.
Ancak sürekli dedikodunun tek sebebi güvensizlik değildir.
Bazen insanlar bir gruba ait olabilmek için dedikoduya katılır. Bir ortamda herkes bir başkasını konuşuyorsa sessiz kalmak dışlanma korkusu yaratabilir. İnsan kabul edilmek, ait olmak ve grubun parçası hissetmek ister. Bu nedenle bazen kişi gerçekten inanmadığı bir konuşmanın içinde bile yer alabilir.
Bu noktada dedikodu sadece bilgi paylaşımı değil, sosyal kabul arayışının bir parçası haline gelir.
Daha problemli olan ise dedikodunun bir ilişki yönetme aracına dönüşmesidir. Birinin itibarını zedelemek, insanları birbirinden uzaklaştırmak, eksik veya çarpıtılmış bilgilerle başkalarının algısını yönlendirmek; artık sıradan bir sohbet değildir. Bu noktada dedikodu, ilişkiler üzerinde güç kurmanın bir biçimi haline gelebilir.
Belki de kendimize zaman zaman şu soruyu sormamız gerekir:
"Ben bu hikâyeyi neden anlatıyorum?"
Birini anlamak için mi?
Bir bağ kurmak için mi?
Yoksa kendimi daha iyi hissetmek için mi?
Çünkü başkaları hakkında yaptığımız konuşmalar çoğu zaman karşımızdaki kişiden çok bizim iç dünyamız hakkında bilgi verir.
İnsanları konuşmak hayatın doğal bir parçasıdır. Ancak sürekli eleştirmek, küçümsemek ve başkalarının eksikleri üzerinden kendini var etmeye çalışmak sağlıklı bir iletişim biçimi değildir.
Bazen başkalarının hayatlarını konuşmayı bırakıp kendi hayatımıza bakmak zor gelebilir. Çünkü en zor yüzleşme, başkalarının kusurlarını görmek değil; kendi içimizde görmek istemediğimiz yerlere bakabilmektir.
Belki de en anlamlı sohbet, başkaları hakkında yaptığımız değil, kendimiz hakkında dürüstçe yapabildiğimiz sohbettir.
Klinik Psikolog
Asuman Öztürk Aydın
@lovedu.danismanlik
Tepkiniz Nedir?

