Renkli Ol...
Efsunlu bir ömre hazırlayın kendinizi. Kömür karası gözlerin, deniz mavisi bakan güzele bakarak dillendirdiği aşk kokan seslenişine mâni olmayın. Ruhunuzu hoş sesli renklerle boyayın. Renkli anılar bırakın geçmişinizde. Kulağınızla değil, kalbinizle duyun her bir sesi. Ayrı ayrı tempo tutun her bir sedaya. Bir orkestra şefi gibi yönetin renklere tutkun hayatınızın seslerini. Rengârenk dostlar edinin kendinize. Bu arada siz de renkli bir sima olun.
“İnsanın alacası içinde, hayvanın alacası dışında”
Renk lazım sana...
Hepimize...
Hani şu meşhur Hawaii gömleklerini süsleyenlerinden, cıvıl cıvıl ve sevinç dolu olanlardan…
Senin açlığın asil morlara, yudum yudum tavşankanına, buğday kokan sarıya, özgür turkuaza, hayal pembesinedir. Ruhsuz ve umutsuz renkler değil bu bahsettiğim. Işığı kaybolmamış camgöbeğinden, neşesi yitirilmemiş ateş kırmızılarından, umudu tükenmemiş gece mavilerinden, erik ya da çimen yeşilinden söz ediyorum. Balzac’ın muhteşem romanı “Vadideki Zambak” daki gibi, her bir detayı gözümüzün önüne serilen o büyülü vadiyi andıran renkli bir dünya lazım sana. Sarı tozlarını döken erguvan çiçeği, kokulu yoncaların beyaz çizgili ışık saçan yaprakları, altın tüylü dağ çiçekleri ve gümüş zambaklarla bezeli bir vadide yapacağın uzun yürüyüşlere, şen kelebekler hayal ötesi renkleriyle eşlik etmeli.
Günler umutsuzluğun renkleriyle siyah beyaz yaşanırsa, her günün Laurie Lipton’un karakaleminden “Pazartesi Sendromuna döner. Sıkıcı, iç karartıcı ve bulanık. Ayakların günü adımlamaktan vazgeçip, geri geri gitmeye karar verir her sabah. Siz en iyisi şu kısacık hayata renk katın.
Ne gördüğünüzü bilmem ama algıladığınız dünyayı renklendirin. Solgun yüzünüze kan gelsin. Beceremem diyorsanız yukarıya kaldırın başınızı, gökkuşağını yakalayın, maviyle kucaklaşmış beyaz bulutlar bulun. Çekici bir tarafı olsun biricik hayatınızın.
Fikret Mualla’dan, rengârenk hayalleri ile “Cazcılar” kurşuni semanıza capcanlı bir gökkuşağı kondursunlar. Cehennemin ve Arafın hemen ardına Cenneti koyup olası bir tragedyayı komedyaya çeviren Dante gibi, siz de renklerden faydalanıp hayatınızı mutlu sonla biten çok yapraklı şen bir esere çevirin.
Kederlerinizin, siyahınızın üstünü gökyüzüyle, ormanla, denizle, ırmakla, çiçekle kapatın. Kartpostallardaki gibi bahçeli bir ev çizin. Sonra evinize renklerin sesini verin. Evde pembe annenin, elinden kaleydoskop düşmeyen yedi renkli çocuğun, firuze mavisi babanın, lacivert dostun sohbetinden sesler duyulsun. Bahçende en sevdiğin kırmızı şarkına eşlik eden gri kuşların, yeşil yaprağın, beyaz suyun, çift renkli sevimli bir dalmaçyalının, sesi olsun. Müsaade edin tüm cicili bicili renklere ve bu renk karnavalından yayılan seslerin cümbüşüne. Küçük delikli kalburunuza takılmasınlar. Birbiriyle buluşsun en farklıları.
Efsunlu bir ömre hazırlayın kendinizi. Kömür karası gözlerin, deniz mavisi bakan güzele bakarak dillendirdiği aşk kokan seslenişine mâni olmayın. Ruhunuzu hoş sesli renklerle boyayın. Renkli anılar bırakın geçmişinizde. Kulağınızla değil, kalbinizle duyun her bir sesi. Ayrı ayrı tempo tutun her bir sedaya. Bir orkestra şefi gibi yönetin renklere tutkun hayatınızın seslerini. Rengârenk dostlar edinin kendinize. Bu arada siz de renkli bir sima olun.
Sakın ha sakın, renklerden ve renklerin olağanüstü seslerinden mahrum kalmayın.
Tepkiniz Nedir?

