Hırsızın Hiç mi Suçu Yok? Tek Suçlu Yabancılar mı?
İngiltere'de Irkçılığın Yükselişi: Ekonomik Krizler ve Yabancı Düşmanlığı
Son yıllarda İngiltere'de ırkçılık ve yabancı düşmanlığında ciddi bir artış gözlemleniyor. Bu durumun arkasında yatan nedenler, ekonomik krizler, hükümet politikaları ve toplumsal gerilimlerle yakından ilişkili. Özellikle 2008 finansal krizi, COVID-19 pandemisi sırasında yapılan harcamalar ve büyük şirketlerden yeterli vergi alınamaması gibi faktörler, ekonomik sıkıntıları derinleştirdi. Hükümetin bu sorunları çözmek yerine, suçu yabancıların üzerine atma eğilimi ise toplumda yabancı düşmanlığını körükledi. Peki, bu durum nereye varacak?
Ekonomik Krizler ve Hükümet Politikaları
2008 finansal krizi sırasında İngiliz hükümeti, bankaları kurtarmak için 1 trilyon sterlin gibi devasa bir meblağ harcadı. Bu karar, bankaları kurtarmış olsa da, halkın refahını artırmak yerine finansal sektörü önceliklendirdi. Ardından gelen kemer sıkma politikaları, kamu hizmetlerinde kesintilere ve ekonomik eşitsizliklerin derinleşmesine neden oldu. Misal hepimiz aynı gemideyiz denildi ama yaptıkları hatalarla ekonomik krizi tetkleyen bankacılar aldıkları bonuslar kat kat artarken 15 sene boyunca sağlık çalışanlarına enlasyon altı maaş artışı yapıldı. Kira, gıda, benzin ve faturalar kat kat artarken hemşireler komünist ülkelerin zamanında dalga geçilen karne ile kuyruklarda bekleyip yemek almaları tarzında FOOD BANK denilen fakirlere yemek yardımı yapılan yerlerden yardım almaya başladılar. Bu yüzden 100 binden fazla hemşire istifa etti.
COVID-19 pandemisi sırasında ise hükümet, Track and Trace uygulamasına 30 milyar sterlin harcadı. Ancak bu uygulama, beklenen sonuçları vermedi ve kaynak israfı olarak görüldü. Aynı dönemde Amazon gibi büyük şirketlerden yeterli vergi alınamaması, halkın hükümete olan güvenini daha da sarstı.
Bu ekonomik hatalar ve adaletsizlikler, toplumda bir öfke birikimine neden oldu. Ancak hükümet, bu öfkeyi yönlendirmek yerine, suçu yabancıların ve göçmenlerin üzerine atmaya başladı. Göçmenler, işsizlik, konut krizi ve kamu hizmetlerindeki yetersizliklerin nedeni olarak gösterildi.
Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığındaki Artış
İngiltere'de ırkçılık ve yabancı düşmanlığı, son yıllarda istatistiklerle de kanıtlanan bir artış gösteriyor. İşte bazı çarpıcı veriler:
- Irkçı Saldırılar: 2016 yılında Brexit referandumunun ardından, ırkçı saldırılarda %41'lik bir artış yaşandı. Polis kayıtlarına göre, 2020 yılında İngiltere ve Galler'de 76.000'den fazla ırkçı saldırı kaydedildi.
- Nefret Söylemi: Sosyal medya platformlarında yabancı düşmanlığı içeren nefret söylemleri, son beş yılda üç kat arttı. Göçmenler ve azınlıklar, işsizlik ve konut krizi gibi sorunların nedeni olarak hedef gösteriliyor.
- Brexit'in Etkisi: Brexit süreci, göçmen karşıtı söylemleri normalleştirdi. "Sınırları kontrol etme" ve "göçmen akını" gibi ifadeler, yabancı düşmanlığını meşrulaştırdı.
Yabancı Düşmanlığı REFORM partisini anketlerde ilk sıraya yükseltti.
Örnekler: Yabancı Düşmanlığının Günlük Hayata Yansımaları
- Polonyalı Göçmenler: Brexit sonrası, Polonyalı göçmenler, işlerini kaybettikleri ve ülkeyi terk etmeleri gerektiği yönünde tehditler aldı. Birçok Polonyalı, işyerlerinde ve sokaklarda ayrımcılığa maruz kaldı.
- Müslüman Azınlık: İslamofobi, İngiltere'de ciddi bir sorun haline geldi. Müslüman kadınlar, başörtüleri nedeniyle sokakta taciz edildi ve camilere yönelik saldırılar arttı.
- Windrush Skandalı: Karayipler'den gelen göçmenler, yanlışlıkla "yasadışı göçmen" olarak sınıflandırıldı ve sınır dışı edilme tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Bu skandal, İngiltere'nin göçmen politikalarındaki adaletsizliği gözler önüne serdi.
İngiltere'de Irkçılığın Yükselişi: Ekonomik Krizler ve Yabancı Düşmanlığı
Son yıllarda İngiltere'de ırkçılık ve yabancı düşmanlığında ciddi bir artış gözlemleniyor. Bu durumun arkasında yatan nedenler, ekonomik krizler, hükümet politikaları ve toplumsal gerilimlerle yakından ilişkili. Özellikle 2008 finansal krizi, COVID-19 pandemisi sırasında yapılan harcamalar ve büyük şirketlerden yeterli vergi alınamaması gibi faktörler, ekonomik sıkıntıları derinleştirdi. Hükümetin bu sorunları çözmek yerine, suçu yabancıların üzerine atma eğilimi ise toplumda yabancı düşmanlığını körükledi. Peki, bu durum nereye varacak?
Ekonomik Krizler ve Hükümet Politikaları
2008 finansal krizi sırasında İngiliz hükümeti, bankaları kurtarmak için 1 trilyon sterlin gibi devasa bir meblağ harcadı. Bu karar, bankaları kurtarmış olsa da, halkın refahını artırmak yerine finansal sektörü önceliklendirdi. Ardından gelen kemer sıkma politikaları, kamu hizmetlerinde kesintilere ve ekonomik eşitsizliklerin derinleşmesine neden oldu. Misal hepimiz aynı gemideyiz denildi ama yaptıkları hatalarla ekonomik krizi tetkleyen bankacılar aldıkları bonuslar kat kat artarken 15 sene boyunca sağlık çalışanlarına enlasyon altı maaş artışı yapıldı. Kira, gıda, benzin ve faturalar kat kat artarken hemşireler komünist ülkelerin zamanında dalga geçilen karne ile kuyruklarda bekleyip yemek almaları tarzında FOOD BANK denilen fakirlere yemek yardımı yapılan yerlerden yardım almaya başladılar. Bu yüzden 100 binden fazla hemşire istifa etti.
COVID-19 pandemisi sırasında ise hükümet, Track and Trace uygulamasına 30 milyar sterlin harcadı. Ancak bu uygulama, beklenen sonuçları vermedi ve kaynak israfı olarak görüldü. Aynı dönemde Amazon gibi büyük şirketlerden yeterli vergi alınamaması, halkın hükümete olan güvenini daha da sarstı.
Bu ekonomik hatalar ve adaletsizlikler, toplumda bir öfke birikimine neden oldu. Ancak hükümet, bu öfkeyi yönlendirmek yerine, suçu yabancıların ve göçmenlerin üzerine atmaya başladı. Göçmenler, işsizlik, konut krizi ve kamu hizmetlerindeki yetersizliklerin nedeni olarak gösterildi.
Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığındaki Artış
İngiltere'de ırkçılık ve yabancı düşmanlığı, son yıllarda istatistiklerle de kanıtlanan bir artış gösteriyor. İşte bazı çarpıcı veriler:
- Irkçı Saldırılar: 2016 yılında Brexit referandumunun ardından, ırkçı saldırılarda %41'lik bir artış yaşandı. Polis kayıtlarına göre, 2020 yılında İngiltere ve Galler'de 76.000'den fazla ırkçı saldırı kaydedildi.
- Nefret Söylemi: Sosyal medya platformlarında yabancı düşmanlığı içeren nefret söylemleri, son beş yılda üç kat arttı. Göçmenler ve azınlıklar, işsizlik ve konut krizi gibi sorunların nedeni olarak hedef gösteriliyor.
- Brexit'in Etkisi: Brexit süreci, göçmen karşıtı söylemleri normalleştirdi. "Sınırları kontrol etme" ve "göçmen akını" gibi ifadeler, yabancı düşmanlığını meşrulaştırdı.
Yabancı Düşmanlığı REFORM partisini anketlerde ilk sıraya yükseltti.
Sonuç: Çözüm Ne Olmalı?
İngiltere'de ırkçılık ve yabancı düşmanlığının artması, ekonomik sorunların ve hükümet politikalarının bir sonucudur. Küresel sermaye, kendi çıkarları doğrultusunda göçü ileride bir silah olarak kullanabilir. Ülkelerin krizde olması ve bölünmesi, küresel sermayenin işine gelmektedir. Şu anki başbakanımız, "Westminster mi Davos mu?" sorusuna kesinlikle "Davos" yanıtını verdi. Halkın yaşanan olayları analiz edecek bilgisi yoktur ve çoğunluk ne olduğunu tam olarak anlamamaktadır. Bu nedenle, çoğunluğu basit çözümlerle kandırmak daha kolaydır.
Brexit seçimlerinde, halka AB'ye ödenen paranın NHS için harcanacağı söylendi. Ancak, yazılı bir belge imzalanmadığı için Boris Johnson, delillere rağmen "Böyle bir şey söylemedim" diyerek halka büyük bir kazık attı. Ayrıca, destek vereceğim dediği NHS'in özelleştirilmesi için Donald Trump ile anlaşma yapılacaktı, ancak pandemi araya girdi. Brexit sonrası göçmenlerin azalacağı iddia edildi, ancak Fransa polisi, İngiliz polislerin Fransa sınırında tırları kontrol etmesine izin veriyordu. Göçmenlerin gemi ve tırlarla İngiltere'ye gelmesi engelleniyordu. Brexit sonrası ise Fransız polisi, göçmenlerin önünü açtı ve iki yıl önce bir senede 900 bin göçmen İngiltere'ye geldi. Dürüst politikacılar bu yüzden seçim kazanamıyor. Brexit seçimi yalanlarla kazanıldı ama kimse hapise girmedi. Atı alan Üsküdarı geçti.
İngiltere, üretimi kendi ülkesinde yapmak yerine yurt dışından daha ucuza getirmeyi tercih ediyor. Gelen göçmenler iş bulamadığı için suç oranı artıyor. Aşırı sağ ve yabancı düşmanı olarak nitelendirilebilecek Reform Partisi, anketlerde ilk sırada yer alıyor. Almanya, İtalya, Fransa ve İngiltere'deki gelecek seçimler, sağ ve aşırı sağ partiler arasında geçecek gibi görünüyor. Sol partiler, küresel sermaye politikalarını kabullenerek kimliklerini kaybettiler ve artık "sol görünümlü sağ partiler" haline geldiler. Alternatiflerin olmaması nedeniyle, ırkçılığın artacağı bir döneme girmemiz kesin gibi görünüyor. Almanya'daki bazı Türkler bir yabancı düşmanı AfD Partisi'ne destek verdiğini söylüyor. Önce gelen göçmenler (misafirler), sonradan gelen göçmenleri (misafirleri) istemiyorsa, ev sahibi İngilizlerin her ikisini de istememesi size bir atasözümüzü hatırlatıyor mu?
"Misafir misafiri istemez, ev sahibi hiçbirini istemez."
Tepkiniz Nedir?

