Kuzey İrlanda'daki ayaklanma ve Black Rock bağlantısı. 

Belfast’taki bıçaklı saldırı üzerinden kontrolsüz göç, BlackRock ve Vanguard gibi küresel sermaye yapıları, medya manipülasyonu ve İngiltere’nin çürüyen göç politikası arasındaki görünmez bağlantıları analiz ediyoruz.

Haziran 10, 2026 - 17:37
Haziran 11, 2026 - 11:48
 0  15
Kuzey İrlanda'daki ayaklanma ve Black Rock bağlantısı. 

Kuzey İrlanda'nın Belfast şehrinde yaşanan ve bir Sudanlı olduğu değerlendirilen kişiye atfedilen bıçaklı saldırı, manşetlere "yabancı suçlu" çerçevesiyle taşındı. Oysa bu olay, asıl sorgulanması gereken derin bir sistemik çöküşün yalnızca bir semptomudur. Suçlunun kimliği değil, onu doğuran koşulların mimarı asıl tartışma gündemimiz olmalıdır.

Görünmeyen El: BlackRock, Vanguard ve Siyasi İradenin Satın Alınması

Bugün dünyanın en büyük varlık yönetim şirketleri olan BlackRock, Vanguard ve State Street, küresel halka açık şirketlerin yaklaşık yüzde yirmisinden fazlasının hisselerine sahiptir. Bu üç kurum; enerji, medya, ilaç, savunma ve bankacılık sektörlerini çapraz mülkiyetle birbirine bağlamış dev bir güç ağı oluşturur. Bu ağ yalnızca ekonomik değil, siyasi bir yapı da inşa eder: Seçim kampanyalarını finanse eden lobicilik grupları, düşünce kuruluşları ve medya organlarının büyük çoğunluğu doğrudan ya da dolaylı olarak bu yapıyla bağlantılıdır.

İngiltere siyaseti bu gerçeğin canlı bir laboratuvarıdır. Tony Blair, 1997'den itibaren "Yeni İşçi" etiketiyle sistemi soldan değil merkez-sermaye ekseninden yönetmiştir. Blair'in ardından gelen Keir Starmer yönetimi de özünde aynı mantığı sürdürmektedir: Söylem değişir, yapı kalmaya devam eder. Lord Mandelson gibi isimlerin Jeffrey Epstein'ın adasına yaptığı ziyaretler soruşturulup hesap verilmeden gündemden düştü. Bir gencin bana ırkçı yorum yaptı diye polisin yerde yatan kişinin bıçaklandım demesine rağmen inanmayıp kelepçe taktığını ve çocuğun öldüğünü gördük.   Son moda: Online saldırı!!!  Okul aile birliği WhatsApp grubunda yorum yapan bir velinin, merak ediyorsanız yazdığı da müdür gitti yeni müdür için seçim ne zaman yapılacak siye sorması yüzünden okul yönetimi bizi rahatsız ediyor diyince  kapısına sabah sabah 6 polis gitti. Orantısızlık tesadüf değil, sistemin bilinçli bir öncelikler tablosudur. Yetim kızlar bize tecavüz ettiler diyorlar 10 sene ciddiye alınmıyor bir okul bir veli bizi rahatsız ediyor diyince 6 polis birden… 


Göç: Araçsallaştırılmış Bir Kaos

Kontrolsüz göç çoğu zaman sadece “tesadüf” değil, ekonomik bir tercihtir. Düşük ücretli ve güvencesiz iş gücü arzını artırmak, konut ve hizmet talebini şişirerek varlık fiyatlarını yüksek tutmak ve toplumsal gerginlikleri derinleştirerek siyasal oy tabanlarını yeniden dizayn etmek… Bunlar kontrolsüz göçün yan etkileri olmaktan çok, bazı aktörler için öngörülebilir ve kabul edilmiş sonuçlardır.

Basit bir örnekle düşünün: Bir süpermarketiniz var; müşteri sayınız 1.000 iken, göç dalgasıyla bir anda 80.000 kişiye hizmet vermeye başlıyorsunuz. Bu durumda gerçekten “şikâyetçi” olur musunuz? Aynı şekilde kiraya verdiğiniz daire için birden 3 katı kira alabiliyorsanız, sistemin bu talep patlamasını neden fren etmediğini sorgulamak gerekir. Otel sahibisiniz; devlet gelip “Otelini bize kirala, içindeki işçileri çıkar, sana şu an kazandığından daha fazlasını ödeyelim” dediğinde, bu da kontrolsüz göçün nasıl bir piyasa yarattığını gösterir. Telefon satışları, tüketim harcamaları, günlük ciro rakamları hep artar.

Fakat bu tablonun diğer yüzü sokakta karşımıza çıkar: Siz yolda yürürken telefonunuz çalınır, bir başkası bıçaklı saldırıya uğrar, “Artık yeter” diyen insanlar sokağa dökülür ve toplum kendi içinde çatışmaya sürüklenir. Tartışma ekranlarında ise çoğu zaman bu düzeni besleyen küresel sermaye yapıları yerine, sadece birbirine kızan sıradan insanlar ve kutuplaşmış topluluklar konuşulur. Büyük oyuncuların, dev fonların adını kimse anmaz; ne güzel, tüm öfke aşağıda, en zayıfların üzerinde kalır. 

Yetişip gelen göçmenlere yeterli konut, eğitim ve istihdam sağlanmadığında ortaya çıkan tablo kaçınılmazdır: Marjinalleşmiş, sistemden kopuk, suç örüntülerine karışmaya yatkın bireyler. Rotherham ve Rochdale gibi çocuk istismar skandallarında onlarca mağdurun yıllarca dinlenmemesi; ancak bir araba otobüs yoluna yaklaştığında yüz binlerce kameranın ceza kesmek için devreye girmesi, devletin neyi koruduğunu ve kimi umursadığını gözler önüne seriyor. Vatandaşı değil, düzeni — daha doğrusu bu düzenin mimarlarını — korumaktadır.

Bu ayrım temel öneme sahiptir: Mülteci, göçmen ya da sığınmacı bu tablonun failleri değil, çoğunlukla mağdurlarıdır. Asıl mesele kimlikte değil, kurgulanan kaostadır. Fransa'dan gelen kayıklar, siyasi bir iradeyle durdurulabilir; ancak bu irade, o botların yarattığı öfkeden beslenen popülist siyasetçileri beslemektedir. Döngü kasıtlıdır.


Medya: Suçun Adresi Yanlış Gösterilirse

BlackRock ve benzeri yapıların doğrudan ya da dolaylı olarak sahip olduğu medya organları, bireysel suçları haberleştirirken suçlunun etnik ya da dinî kimliğini öne çıkarmakta son derece üretkendir. Oysa aynı organlar, Rochdale'de yirmi yıl boyunca görmezden gelinen çocuk istismarı ağlarını manşete taşıdılar mı? Bu seçici öfke tesadüf değil, bir yönetim tekniğidir: Kalabalıkların gözünü bireysel yabancıya diktirerek sistemik yapıya bakışı engellemek.

Nefret ve korku, bireyler arasında dolaştırıldıkça sermaye yapıları kökleşmeye devam eder. Aşırı sağın yükselişi, bu kurgulanan öfkenin siyasi biçimidir. Ve tarihsel olarak aşırı sağ, hiçbir zaman büyük sermayenin düşmanı olmamıştır; aksine onun en işlevsel kalkanı.


Planlı Göçmenlik: Çözüm Mü, Araç Mı?

İngiltere’nin gerçekten ihtiyacı olan, planlı, ihtiyaç odaklı ve şeffaf bir göç politikasıdır. Sağlıkta hemşireye, inşaatta ustaya, teknolojide yazılımcıya gerçekten ihtiyaç varsa; buna uygun, entegrasyonu destekleyen ve hukuki güvencelerle çerçevelenmiş bir sistem kurulmalıdır. Böyle bir model, yabancı düşmanlığı anlamına gelmez; tam tersine hem göçmenlerin hem de yerel halkın onurunun korunması demektir. Kontrolsüz ve plansız göç ise, hem toplumu hem de göçmenleri istismara açık hale getirir.

Bugün “kebapçılar bizi sömürdü” diyenler, 30 yıl önce gelen göçmenlerin de yıllarca benzer şekilde sömürüldüğünü çoğu zaman hesaba katmıyor. Kimse 6 ayda hazır kebapçı olmuyor; aç kalan, sokakta yatan, hiçbir destek almadan, sadece bireysel çabasıyla ayakta kalmaya çalışan insanlar var. Bu insanlar zamanla iş kurduğunda, kapitalist sistemin doğası gereği, çoğu işveren gibi işçiyi en düşük maliyetle, en uzun süre çalıştırmaya yöneliyor. Sistem kimseye acımıyor; kirasını ödeyemeyen işletmenin dükkanına el konuyor, zor durumdaki banka ise bambaşka şekilde korunuyor.

Belediye vergileri artıyor, gıda fiyatları 5 katına çıktı, elektrik ve gaz faturaları yükseldi; bu maliyetlerle eskiden 10 sterline satılan dürümü bugün 50 sterline satsan kimse alamaz. Ayakta kalmaya çalışan işletme, bu sefer ya çalışanları daha fazla sıkıştırıyor ya da ürünün kalitesinden kısıyor; herkes bir şekilde “yolunu bulmaya” çalışıyor. Sonuçta en çok ezilen yine işçiler ve ekonomik olarak en zayıf durumda olan sıradan insanlar oluyor.

 


Uyanış: Nepal'den Avrupa'ya Z Kuşağının Devrimleri

Umudu başka yerde aramak gerekmeyebilir. Sri Lanka'da 2022'de ve akabinde Nepal’de sokağa dökülen Z kuşağı, yönetici sınıfı başkanlık sarayından kaçmak zorunda bıraktı. Nepal'de genç aktivistler köhnemiş siyasi yapılara karşı hesap sordu. Bu örnekler bir şeyi kanıtlamaktadır: Bilinçlenen ve örgütlenen bir toplumun iktidara karşı gerçek bir gücü vardır.

Avrupa'da da bu uyanış sessiz sedasız ilerlemeye devam etmektedir. Seçimler tek başına sistemi değiştiremez; çünkü mevcut tüm büyük partiler aynı finansal yapılarla bağlantılıdır. Corbyn'in desteğiyle Labour'u kurtarmak hayali elli yılı boşa harcattı. Değişim, mevcut yapıların içinden değil; bağımsız sivil örgütlenmelerden, yerel dayanışma ağlarından, ifade özgürlüğünü koruyan dijital platformlardan ve kurumsal medyaya bağımlı olmayan gazetecilerden gelecektir.


Daha İyi Bir İngiltere İçin Ne Yapılabilir?

Sistemin kendisi sorunu gizlediğine göre, çözümün araçları da sistemin dışında aranmalıdır:

  • Bağımsız medya ve içerik üretimi: Her bir açıklama, her bir belgelenmiş tespiti olan video, sistemin maskesini indirmede kümülatif bir etki yaratır. Yaptığın her içerik bu süreci hızlandırır.

  • Yerel örgütlenme: Parti değil, topluluk. Mahalle meclisleri, dayanışma grupları, bağımsız adaylar.

  • Hukuki hesap sorma: Epstein bağlantılı politikacılar, Rochdale failleri ve onları koruyan kurumlar için bitmez tükenmez hukuki baskı.

  • Dijital bilinçlendirme: Algoritmalara karşı doğrudan insan ağları; WhatsApp, Telegram ve benzeri platformlarda hakikat dolaşımı.

  • Oy verme değil, yapı kurma: Seçim sandığına umudu hapsetmek yerine, sandık dışında da işler hâle gelen alternatif yapılar inşa etmek.


Lord Mandelson'lar, Tony Blair'ler ve onların ardılları sistemi korumak için oradadır; bu değişmeyecektir. Ama tarihin her döneminde gerçeği söyleyen, örgütlenen, ağ kuran ve vazgeçmeyen bir azınlık çoğunluğu uyandırmıştır. Avrupa'daki bu büyük uyanışın mimarları bugün sabahın karanlığında içerik üretenler, küçük toplantılar düzenleyenler, bağlantısız gibi görünen noktaları birleştirenlerdir. Sistem ne kadar çürümüşse, inşa edilen alternatifin temeli o kadar sağlam olacaktır.

Ben bu yazıları paylaştığınızda para kazanmıyorum. Siz isterseniz kendiniz bir yazı yazıp arkadaşlarınıza iletebilirsiniz. Ya da yazımı mantıklı bulursanız paylaşabilirsiniz. Sudanlı bir adam birini bıçakladı ama bazıları Türk berbelere saldırmış. Black Rock işini iyi yapıyor. Siz de iyi çalışın ve alternatif çalışmaları çevrenize iletin. Birbirimize saldırarak yalnızca bizi ezen sistemi güçlendiriyoruz. 

Paylaşırsanız şimdiden teşekkürler. 

Murat Metin



Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

MeteMuratMetin I am an OISC-approved Immigration Advisor in the UK. We specialize solely in immigration into the UK. We cover Health and Care Worker visas, Business visas, Family Visas, Skilled Workers, Innovator Founder Route visas, Global Talent visas, visitors’ visas, Schengen Visas, Extensions and Settlement Applications.