Aynı Fikirde Değiliz Diye Düşman mı Olmalıyız
"Ben böyleyim, başka türlüsü saçma!" demek, çoğu zaman bir kararlılık değil, bir kırılganlık göstergesidir.(lacan)Farklı fikirlerle karşılaşmak, içsel dünyamızla karşılaşmak gibidir. Bunu başarmak için güçlü olmak gerek, evet... ama aynı zamanda biraz da meraklı, esnek ve anlayışlı. Belki de ilk adım şudur: “Katılmıyorum ama merak ettim. Anlatır mısın?
Bazen bir cümle okuruz, bir fikir duyarız… Sinirimiz bozulur. Hatta öyle ki, o kişiyi bir daha görmek bile istemeyiz. Sanki sadece bizim gibi düşünmeyen herkes “yanlış”, “tehlikeli” ya da “saygısız”dır. Peki neden bu kadar çabuk kırılıyor, kızıyor, dışlıyoruz?
Çünkü çoğu zaman bir fikre değil, onun bizde uyandırdığı duyguya tepki veriyoruz. O fikir, geçmişte bizi incitmiş bir hatırayı, bastırdığımız bir duyguyu ya da içten içe kendimize bile itiraf edemediğimiz bir düşünceyi çağrıştırabilir. Bu yüzden savunmaya geçiyoruz. Çünkü orası yara yerimiz.
Bazı insanlar farklı görüşleri dinlerken tehdit altında hisseder. Çünkü kendi fikrine hâlâ tam olarak güvenmiyordur. Fikir değiştirirse “yanlış yapmış” gibi hissedecektir. Bu da ona zayıf ya da yönsüz hissettirir. Bu yüzden kabuğunu kalınlaştırır: “Ben böyleyim, herkes de böyle olmalı.”
Bazıları ise sadece hayatı boyunca hep “uyumlu” olmaya zorlanmıştır. Farklılık onun için reddedilmekle, yalnız kalmakla eşdeğerdir. O yüzden karşısındaki “Ben senin gibi düşünmüyorum” dediğinde, bu cümleyi şöyle duyar: “Ben seni sevmiyorum.” Ve gerilim başlar.
Oysa aynı fikirde olmamak, birbirimizi anlamaya çalışamayacağımız anlamına gelmez. Aslında tam tersine, farklılıklar iletişimin test alanıdır. Gerçek bağ, aynı düşünenler arasında değil; farklı düşünenlerin birbirine gösterdiği saygı ve merakta saklıdır.
Peki şimdi ne yapabilirim?
1. Hemen tepki verme, önce kendine sor:
“Bu düşünce bende neye dokundu?”
İlk anda gelen öfke, incinme ya da küçümseme duygusunun altına bak. Genellikle orada ya eski bir yaraya temas vardır, ya da korkulan bir belirsizlik.
2. Dinlemeyi gerçekten dene:
Sadece duymak değil, anlamaya çalışmak. “Bu kişi neden böyle düşünüyor olabilir?” sorusunu sormak, yargıyı yumuşatır, merakı artırır. Merak, tahammülsüzlüğün panzehiridir.
3. Her düşüncenin var olma hakkı olduğunu hatırla:
Katılmak zorunda değilsin. Kabul etmek, onaylamak demek değildir. “Ben böyle düşünmüyorum ama bunu duymam seni daha iyi anlamamı sağladı” diyebilmek güçtür; ama öğreticidir.
4. Fikrini değil, duygunu anlat:
Tartışmak yerine şöyle diyebilirsin:
“Bu düşünce beni biraz tedirgin etti, çünkü farklı geliyor.”
Bu yaklaşım, hem seni savunmadan çıkarır hem de karşındakine kapıyı açık bırakır.
5. Tek bir kimliğe sıkışma:
Sadece “doğruyu bilen” ya da “hep mantıklı olan” kişi olmak zorunda değilsin. İnsan bazen yanılır, bazen değişir. Esneklik, zayıflık değil, ruhsal olgunluğun işaretidir.
6. Anlamadan geçme, anlaşılmadan gitme:
Bir konuşmadan sonra aklında hâlâ “beni anlamadı” hissi varsa, bu duyguyu bastırma. Konuyu yumuşak bir dille tekrar açmak, ilişkini güçlendirebilir.
Kendimize şu soruyu sormayı deneyelim:
“Gerçekten mi sinirlendim, yoksa korktum mu? Yoksa sadece anlaşılmak mı istedim?”
Belki de aradığımız şey “haklı çıkmak” değil, “duyulmak”tır. Bunu unutmazsak, fikirler bizi ayırmaz; bizi tanıştırır.
Bu yazı, son zamanlarda artan tahammülsüzlük ortamında yalnız hissedenlere, sorgulayanlara ve anlayışın mümkün olduğuna inananlara küçük bir destek niyetiyle hazırlandı.
Klinik Psikolog
Asuman ÖZTÜRK AYDIN
www.lovedultd.co.uk
Tepkiniz Nedir?

