SEVİLMEK İÇİN HALA USLU OLAMAYA ÇALIŞIYORUZ
Psikoloji literatüründe ‘görünmeyen sadakat’, aileye duyulan derin, bilinç dışı bağlılığı tanımlar (Boszormenyi-Nagy, 1986). Çocuk, ebeveynlerinin yüklerini, hayal kırıklıklarını ve suçluluklarını taşır; kendi mutluluğunu erteleyerek ‘iyi evlat’ olmaya çalışır.
Bazı sevgiler büyütür, bazıları tutar.Çocukken bize rehberlik etmesi gereken ses, bazen içimizde öyle yer eder ki, yetişkin olduğumuzda bile kendi kararlarımızın yanına o sesi çağırırız.Artık içsesimiz olmuştur ve biz farkında bile değilizidir.
“Annem bunu beğenir miydi?”
“Babam duysa üzülür müydü?”
Yıllar geçse de, hâlâ onların onayına dokunmadan kendimizi tamamlanmış hissedemeyiz.Ebeveynlerimize hak verecek bahaneler ararız, vardır bir bildikleri , dedikleri çıktı , tecrübeliler biz ne yaşadık ki ...uzar gider ve onların çizdiği yolda ve duyguda kalmaya devam ederiz. İşte bu, çocuklukta içselleştirdiğimiz koşullu sevginin sessiz mirasıdır.
Sevgi mi, onay mı?
Birçok kişi için ebeveyn sevgisi, doğrudan bir “başarı” ya da “uyum” karşılığına bağlıydı.
“Usulca konuşursan seni severim.”
“Beni üzmezsen gurur duyarım.”
“Bak kardeşin nasıl davranıyor, sen de öyle ol.”
Oysa bu cümleler bir çocuğun duygusal kimliğine görünmez bir mesaj bırakır. “Sevilmek için kendim olmamalıyım , kurallara uymazsam beni sevmezler.”
Büyüdüğümüzde de bu kalıp değişmez, yalnızca biçim değiştirir.Kurallara sıkı sıkı bağlanırız ,arkadaş ilişkilerinde her zaman onaylarız , grupta en uyumlu bizizdir , eşim ne derse istemesemde uyum sağlarım ,ilişkilerde sessiz kalırız ,bir şeyler ters gittiğinde hemen kenidimizi suçlarız : Çünkü içimizde hâlâ o çocuk vardır — ebeveyninin yüzündeki onayı arayan, sevgiyi kaybetmekten korkan küçük çocuk.
İçimizdeki görünmez sözleşme
Bu dinamiği psikoloji literatüründe görünmeyen sadakat olarak tanımlarız.Yani, artık yetişkin olsak bile ebeveynimizin beklentilerine duygusal olarak bağlı kalmak.Bazen bunu “saygı” sanırız, bazen “aile sevgisi”.Ama aslında çoğu kez bu, kendi benliğimizin önüne koyduğumuz sessiz bir engeldir.
Sevgiden suçluluğa
Ebeveynimizin duygularından sorumlu hissederek büyüyen çocuk, yetişkin olduğunda da başkalarının duygularını taşımaya devam eder.Birini üzmemek için susar.Kendi sınırını çizdiğinde “bencil oldum” diye düşünür.Oysa sağlıklı sevgi, karşılıklı suçluluk değil, karşılıklı özgürlük yaratır.
Fark etmek, kopmak değil
Bu farkındalık, anne-babayı suçlamakla ilgili değildir.Aslında çoğu ebeveyn de kendi çocukluğunun onay döngüsünden geçmiştir.
Fark etmek, zinciri kırmanın ilk adımıdır.Bugün kendimize şu soruyu sormak belki de iyileşmenin başlangıcı olabilir:“Sevilmek için kim olmam gerektiğini ne zaman öğrendim?”
Ve belki ikinci bir soru:“Artık kendim olarak da sevilmeyi seçebilir miyim?”
KLİNİK PSİKOLOG
Asuman OZTURK AYDIN
@lovedultd.danismanlik
Tepkiniz Nedir?

